yaşarbedri 
yasarbedri@hotmail.com
mortaka@gmail.com
FURAMBUL

gölgesini vadiye seren furambul
yaz geçer de(n)di…
erimedi bu yaz dağların karı.

çekiliyor sis, kuşlar döndü
bütün dünyam bir dere çağıltısı.

uğradı bulutlar, döktü bizi yangın yerine
ya ben eksik yazdım, ya kimse anlamadı

beklemek, ne müşkül, ölüm nü/zül
bakmadı yarama neremde açtı diye.



ORAK AYI ŞİİRİ

ev annemi bekliyordu
annem, sayfaları kopmuş
eski bir cüzdü
örterdi ay ışığı teyelleyen harfleri.

annem gibi gelirdi orak ayı
ılık, sessiz, hüzünlü
saklasa gözyaşlarını günışığına
nem kalırdı bahar dalında!

mastardan çektim yeryüzünü
kuyulardan, yeşil otlaklardan.
kayboldu uçurtmam, orda sevdiğim kız
eşikte bekledim, gökyüzü kırk pare aşk

maniler içim(iz)de açılan boşluk.

annem bulanık akan ırmağa benzerdi
dağları almayı öğretmişti koynumuza
ne zaman uyku acıtsa gözümüzü
ne zaman yolumuzu kesse çerçiler.

annem gibi sıcak gelirdi orak ayı
papatya değirmeninde dönse zaman
sonu gelmeyen yalnızlığımdı
kanlımın bıraktığı imlâsız mektuplar.

sandığı parçalanmış isli odayım gene
tütünümde serin sabır, yeşil korunga,
tütünümde orak ayının kokusu
esmiyor şimdi annemsiz dağ rüzgârı.




MAHREM ŞİİR

geyiklerin yalnızlığına dağıldık

yürüdüm kapanan izden
yürüdüm iki bayram yanılgısına.

âh yanık mektuplar münkir gelse de
aynı yalnızlıkta boğulan sazlardık.

beni buz gibi kırılırken görmediniz!..

bir kız sevdim martılar silerdi ayak izini
yurttan sesler, bozuk plaklar, işgal güçleri
soğuk odamızda mahsur kalan ölüm orucu
sa(yı)klardık faillerimizi
rüyalardan kalan utanç.

bıraksın bizi dağda geyikler, kör olalım
alınmayan selâm acıtsın kalbimizi.

kar tanesi; göğün eriyen mahremiyse
ecir defterimizde yer kalmadı
bağışlasın esirgeyen, dinsin taun çığlığı!

yüzümde aşk ipliği, akşamın dalgınlığı.




KEMİK FALI, VE'DA VE ATTAR


-1.
           "lebini âl ile öpmüş ola mı peymâne"
                         bakî

kendine kurdu sözü atar, çözdü sözün yaşmağını
nar olsun kuyudakilere sarnıcın dudak payı

dedim; akarsın, su akar, oğul, kız akar
ay dolanır gider, bırakır sundurmayı

kaç süleyman büyüttü hürrem'in külü
demde kaldı göl, yol vermiyor sinirdağı

sesin nüzül! yarıldı göğ… kuyumuzu diken kınnap
topladı ölülerimizi kemik burcunda

bizi dâr'a çekti âhir dem, sabaha dek uluduk
ne süleyman'ı hatırladık ne de sarayı

gece gelme dedim, attâr kuş dilini okuyor
kuşlara öğretiyor bu dem insan olmayı

-2.
       "hiçin anlamı hiçtir, öyleyse her şey bir hiç"
                         feridû'd-dîn attâr

incin,
yapraklar uykuda
korusun seni acın!

kayıp güzün ırmağında bekledim.
ne mektup, ne mürekkep
dağılan tahrir
ve saçındı bulanık suda akan
dala asılı kalan rüzgârdı sahibi
dağ yolunda dişlediğim alıcın.

'ol'dum dedi alıç. beni kendine sakla
kekik kokuyor karıncaların nefesi

denginizdim.
dönmem oraya cihan yansa
bir ada batar, bir dağ yırtılır, örtünür toprak
aş'klar külümüze muhtaçtı
ölüler kemik falımıza…

ve'da!.. kumu nehre akıtan marifet
miydi şarabı kırmızı gören akşamın rengi

yaz!.. bunu bilsin peltek fasıllar, kuşların dili
anlatsın bizden sonra -aşk masaldır- diyenler.

beni üstüne örttün, zehrini boşalttın, küstün bana
attâr'ın kalbini ahiler mi sürer?
dağıldı kemik vedâ için saklanan sözler!

yanar hâlâ parmak ucum dokunsam kuma!

-3.
          "her şey bir tek harf. can cisimde, sen canda güzelsin"
                             feridû'd-dîn atâr

şimdi moğol sürüyor attâr'ın yaralı kalbini

sızlıyor etini kurutmuş kemikler!
vaha dönse bize, mum kime pervane?
bezek olsa uykuma kuşların dili
dokunsam ankâ teleğin(d)e esrâr ve ilâhi

mendilime bırakılan kullanılmış hayatlardı
döndük…
begonviller, intihar şüphesi, dünya taslağı…

yaralı bir gergedana el salladık kuyudan
sözü acıtan vedâlardık,
susturulan babalar.

kurdum sözü, canda gizledim seni
acı kalbime süs olmayacak biliyorum
sarnıcın dudak payına dokunamazsam.

beni karıncalara terk edip gitmişti
küçük bir yılana hükmü geçmeyen asam.




YAZ, DAĞLAR VE NİL AYİNİ

                    -kalbi kırık palyoça'ya-
-1.
dağlara çıktım bugün!.. dört yanım yeşil koma, atalarımın paslı çanlarını aradım
yalınayak toprağa basmanın, börte böceğin, rüzgârın sesini…

aştı karlı tepeleri aşkar bulut, kula bulut..
su yılanı gibi indi vadiye, secde etti kendine
şakıdı kuşlar, suyun sesine kattık rüzgârın sesini.
'hey adamım' dedi rüzgâr, 'ağaç olsana, uçurtma olsana, ziyan etmesene beni'
benden dökülen dalgın ırmak kabilemin kanlı tarihine ekliyor sabıkalarımı.
arkamda dünya telaşı, bir sürü ıvır zıvır.


-2.
dağlara çıktım bugün!.. göğün terasında dalgın anne yüzleri.
koynuma dökülen bulutu içtim, çançiçekleri, sepsefa ve marandalar kuş oldu kondu omzuma.
kanamalı maniler sardı kelimelerin ara boşluğunu!..

her bulut bir eşkıya kaldırır dağa!..
kekik ezerim bulutların kanayan yarasına.

her yanım göz izi, her yanım siğil.
aynalar dalgın ölülerimizdi bizim.

bu vadiden doğmasa da,
hep nil mi taşıyacak kalemi kırılan firavunları?

-3.

rüyalar kaç yerinden yaralıdır bilsem!..

sise dağılmış incilerdik,
kimlerdik?
sizdik!..
ışıkoyunlarında/hepbaşkaacılar/hepbaşkayüzler,
münzevi ve unutulan yüzler,
hummalı, siğilli, kırgın yüzler,
ihaneti yüzgörümlüğü yapmış maskeli yüzler!..

döndük!.. fes rengi desende parmak izlerimiz fail
çocuk yüzlerine d(ön)üşen dalgın ayraçtık.
bir gülün dokunulmamış kalbini açtık, elimiz yer karası!..

kaç kere değiştirdi derisini dağlar, kaç kere belleğini
kaç kere ışıksız odalara alındı infazımız?
düştük, kan(a)dık, teleğimizde göz yarası…

dağlara çıktım bugün!..
düşlerimiz tırnaklarımızla kazıdığım hayatı kumun ayrıntısında aradım.
düşler kapandı, örtündü çöl, kurudu nil!
gene mevsimlerden yaz, ihanet vesikası
kuyulardan bünyamin!..


DÖNÜŞ ve ATLAS

gölge düşse, düşlerimiz mevsimlere dağılır.
ayak izimizde eylülün dalgın cesedi
bezminde kadeh, bezminde yağmur izi, don


muş nehirler. o sabır, o ayna. zâra dön


o biri gibi gülüyorsun dil üstü tüketip Z'leri
bensiz hiçbir şeyde tadı yok dağların. suya bakıp
sonunu göremediğin bir düş için ağlarsın.

bana dön, bahara dön!.. bensiz zebûn ve köle

oldu felek! (bkz.âh minyatürleri,s/15) camı mercan
canı mercan, sayrı bu can. hiçe dizdiğimiz yazıda,
solmuş kâğıtların buğusu. âh, gene mîm'hâl




GÜZ VE ATLAS

o güz, heykellerin gölgesinde tarandı.


eylül güzdü!.. adını kazıdığım gökyüzü
bunsuzdu, kırgın bir aktara benziyordu
çocukluğum. yüzümde boya tozları, ruzîgâr,


sarıca safran, donan pelte.. eskiyen hâfızamdı


pencerene sarkıttığım yorgun eylül!..
secdeye kapanan 'sis'mi 'siz'i bu güz üşüten
iç denize dökülen levhalar. kül'dü çamurdan


yüzümüz... akşam!.. âh, sıcak nefesiydi körün...


gülümse! ne zaman hüzünsem çık görün.
sedirler saklandığım kuytu. mühre ve lir.
her gece sandallar âleme çıkardı bizsiz


o buğudan yontucu her gece yeni bir,
tanrı büyütürdü güz yapraklarından


HURÛFAT VE ATLAS

gâhîler söyleşirdi. kimi münkir, kimi ney,
encamı nâr… ay kuyusu kalbim(iz)i  e-
lif'ten kurdum. o sûra bağdaş kurmuş
lâmelif. kim yanar kalbim(iz)de? korku
nun külodasında kimler ayâne?


çöl koksun ayakizin. hümâ ol, kimyâ ol.
kum saatleri vahâ sayıklıyor. ecrîm, rayî-
cim pul olsun da.. kaybolursam sor beni güle.
yine mimhâl olmuş de!.. ateşti et kavmi, ah-
kaf!.. zebun oldu semendere, kıraça, cebele.


gece, azgın bir kısrak gibi üstüme gelme-
se!.. dökülse kâğıt mürekkebe, imlâsız şiire!
gönül koyma ve ağ da serpelen. yoksul ölüm
bana yakınsa. caNkırıklarında oyuncaklarımız iki
kere he;- ölüm soğumuş harflerdir, dökülür yere




MEKTUP VE ATLAS

münkîr gelme, yoksun yaz(ı)da! bu güz de. yaz(ı) serin,
çetrefil… ateşi gül sandım, ateşine kandım. zan'dır senin
ismin. bu aşk intihâl!.. ne zaman esse rüzgâr, yangınım
sen/sin. gene aşka boyanırım, gitme!.. cânândır senin adın.


uykumdan kaçan askerler elavı sabahladı, elavı öldü. eski
yen sabıkam, pulsuz zarflar, âh gene yoksun! teşrinisani
binüçyüzotuzüç. hece yarısıdır, âşık mektubudur, görülmüştür!..
tersinden yapıştırılan acılardık. ey/zan! hicrândır senin adın.


bu naz da erken geldi ayrılık. sinde ölü yazlar! geceyazdı! sali-
sen! tülbentten geçen gökyüzünde alasız bir maviydik. âh!
elginsin! zarfların hafızasına döktüğümüz mürekkepten
kimler geçiyor? postada kaybolan süleyman'dır senin adın.



ZARF VE ATLAS

sâikalar!.. acır göğün zarı, karışır müsveddeler
zaman buğudan heyelânmış zarfa yakılan kına
tenha konuşmalar buluttandı, aşktandı…
akıyordu gözyaşım
kanamalı hastaların çekilmiş damarına


o melâmi yazdı. bazen buluttu sözler bazen yazı
adresi silinmiş zarfların hafızasında zen... her
akşam yeniden yanarken fesleğen ve teN
nureler!.. adımızhiçkimseyeçıkmış.


kuş seslerinden çentik atardın
ucunu yakmak için beklettiğin zarflara.



DUVAR YAZILARI VE ATLAS

ne zaman omzuma yorgun akşam yaslansa
yakamda hercaimenekşe vakitsiz açan tabutlar
ne zaman omzumu yorgun akşama yaslasam
tabutun aralığından bize ölü çocuklar bakar!


duvar yazılarına düşerdi gölgeniz sonra siz
üstümde yaralı bulutları dökerdiniz
sabıkamda annesini yitiren çocuk profili
mendilimde; ölüyüzler, kuruttuğum içdeniz.


terkim yağmura ve kuşluğa adandı. isli duvara
düşen kalbimdi. yosun tutmuş tiktakları düşün
boyası solan yazıya usulca devrilirken
emanetçiye bırakılmış slogandı gülüşün..




YİTİK KALYON

sır kalmadı. sızı yok! bulanık suda açtığım
papatya falında sana gidiyor resimler. yolculuk!
buruşturulmuş müsvedde şimdi… o ateşten dize


kırık aynalar tapınağında güvercin sürüsü
kadın elinin uçurduğu meneviş/ten düşler.
gece! büyülü pelerinini sermiş üstümüze.


derin sulardaki batık, gizli bir âyinden
sürüklenir durur ejder masallarına.
bakır tenli kadınlarımızı anlatır bize.


yatağımda ölümün sıcaklığı. hayatın çevirisi
gibi muamma, gibi sırnaşan esrâr. teknelerimizi
yakmışlar! ateşin sûreti düşeyazmış köze.


buzdan külçeler göstermiyor yüzünü
suda ay olmuş bedenimiz, yarılmış sular
buğudan bir kalyonla açılırdık denize




DAĞLAR VE ANNEM


ve/duâ!.. yorgun annenin hatıralarına
son bakışıdır avluda! terli taylar
belki başka dağların kalbine koşar
dağlar bu koşuyu hatırlamasa da!..


can kurutan sirenler ve/da ve arâf
ile biçilen kumaştır örtünmek biraz.
cumbaların tüllerinde kurutulan enkaz
ile güz bitti! dağıldı tayların tuttuğu saf.


benim küçük cinim hep uğultu, hep terane.
sabah olmadan akşam oluyor da…
öl/sün güneş erguvanların arasında,


buruşturulmuş kanlı bir mendil gene.
doğar mı, batar mı bilmem! o kayıp armada;
düşer tenha bir annenin 'âh'ıyla kalbime.